Murat's profilemorphemePhotosBlogLists Tools Help

Murat GUROGLU

Occupation
Interests
Time is like a river. You cannot touch the same water twice, because the flow that has passed will never pass again. Enjoy every moment of life...

Weather

Loading...

Quote of the Day

Loading...
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 

morpheme

h@y@t@ d@ir...
8/27/2009

Tekliğine Gözlerim Kapalı, Yüreğim ise Açık

 
Özlemini  çektim  yağmurun  her  damlasında
Kokunu aldım  rüzgarın  her  esintisinde
Dokunmak  istedim  doğan  her  güneşte
Birliğine  şahit  oldum  yokluğunun  her  gününde
 
Sesini  duymustum  isitmezken  kulaklarım
Nefesini  toprağın  derinliğinde  hissettim
Tebessümünü  bulutların  üstünde  bildim
Yüreğini  sana  hasret  sevgimle  sardım
 
Hayaline  Sarılmak
Seninle  olmak
Sen  dolu  olmak
Bir  olmayı  dilerken
 
Gözlerim  Kapalı,                         
              Yüreğim  ise  Açıktı...
 
5/26/2009

Hiçlikte Elif ile Buluşma...

Her söz bir Dua ise,
Dualarımı dolduruyorum seninle...
Ülfet olan,
Tekliğin temsili,
ELİF ile!
Elif ile olmak,
bunu senden duymak,
Aşkların en güzelini senin gözlerinde görerek,
Senden öte yaradana senden ötürü şükretmek,
Her nefes alış verişinde,
Elif dolu hiçlikte seninle...
 

3/12/2009

Sevgiyi Akıl Edene...

Aklı dışarıda bırakan hiçbir insan ilişkisi türü yoktur.
Hiçbir ilişki türü de sırf akıl üzerine kurulmuş değildir.
Öğrendim ki ilişki, dünyanın en zor işidir; ancak "oluruna" bırakılabilir.
İşte “bu işin oluru için” 10 altın öneri: 
1.Kabulleneceksin!
İki şeyi kabulleneceksin.
 
Birincisi “Aramızda iktidar problemi olmasın şekerim” gibi girişimler tamamen hayalcidir; kabul edeceksin. İktidar ilişkileriyle sarmalanmış bir dünyada iktidardan, güçten büsbütün arınmış bir ilişki mümkün değildir. Kendi gücünü karşındakinin burnuna sokmayacaksın.
 
İkincisi, bir insanın bir başkasını hep ayni şiddette sevmesi mümkün değildir, bunu da kabul edeceksin. Sevginin azalmasını da çoğalmasını da kalıcı olarak düşünmeyip soğukkanlı olacaksın. Az sevdiğini hissettiğinde daha çok sevmeye, çok sevdiğini hissettiğinde korkup az sevmeye çabalamayacaksın. Her ikisi de seni lüzumsuz yere yorar.  
2. İzin vereceksin!
Karşındakinin kendisi olmasına izin vereceksin; en sana uymayan yanlarını bile budamaya kalkmayacaksın.
Bu çabanın sonucu başarılı olsa da onu daha az seveceksin, olmasa da unutma.
Sen de uyum sağlamak için kendini eksilten bir çabaya girişmeyeceksin.
Bu hiçbir zaman sandığın kadar iyi olmaz; her zaman sandığından kötü olur.
3. Belden aşağı vurmayacaksın!
Hiçbir kavgada, asla belden aşağı vurmayacaksın.
Onun kişiliğini yıkacak şeyler söylemeyeceksin; onun zaaflarını kavgada koz olarak kullanmayacaksın.
Sevdiğin insanla "yenmek" için kavga etmeyeceksin.
Bir insan kendisini aşağılayan bir ilişkiye uzun süre katlanmaz; katlansa bile sen böyle bir şeye katlanan birine katlanamazsın.
O yüzden "yenmeye/yenilmeye“ hiç başlama!
4. İki kişilik evren kuracaksın!
Kanepede uzanıp yaptığınız dedikodularla, komik küçük sohbetlerle, sadece ikinizin anlayacağı bir dil ve bu dilin etrafında iki kişilik bir evren kuracaksın.
Orası ilişkinin ilik kucağıdır, zedeleme.
Oraya ihtimamla tatlı dedikodular ve pamuk şekeri gibi hallerini taşıyacaksın.
Dünya isleri zaten ağır; sen hafifleteceksin!
Sakın yanılıp da üçüncü kişilerden müteşekkil bir mahkemede ilişkinizi analiz etmeye kalkma.
Bu, o iki kişilik evreni tuz buz eder.
Yeniden inşa etmek imkânsıza yakındır.
5. Onun tarafını tutacaksın!
Ne olursa olsun üçüncü kişilerin yanında ve üçüncü kişilere karşı onu tutacaksın!
Hiç "objektif" gibi görünmeyebilir bu sana ama zaten ilişki sübjektiftir, unutma!
6.Yıkılmayacaksın!
En ölümcül haller dışında hiçbir üzüntünde onun üzerine yıkılmayacaksın.
O senin doktorun, psikologun değil, sevgilin.
Kendi derdini mümkünse kendin halledeceksin.
Onu asla "Bana ne kadar katlanabiliyor" ile test etmeyeceksin.
Çünkü sen de bu testten geçemeyebilirsin. 
7. "Nitelikli" emek harcayacaksın!
"Sevgi emektir" cümlesi eksiktir.
"Beni sev, birbirimizi çok sevelim" cinsinden niteliksiz bir emek sadece yapış yapış bir debelenmedir.
O emeğin içine zeka katacaksın.
İlişkinin ihtiyaçlarını hassas bir görü ile saptamaya gayret edeceksin.
Örneğin onun yalnız kalmaya ihtiyacı varsa tepesine binip sevgi performansları yapmayacaksın. 
 
8.Öğreneceksin!
"Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" cinsi bir ilişki tıkanmaya mahkûmdur; birlikte yeni şeyler görmeye, öğrenmeye, yeni maceralar yasamaya bakacaksın.
Gebeşlik etmeyeceksin, ilişkinin enerjiye ihtiyacı varsa, kendini akışa bırakmayacaksın.
9. Antrenman yapacaksın!
Birbirinize çok yapışıp kaldığınız anlarda derhal ufak çaplı tek başına yaşama antrenmanları yapacaksın.
Ona da yaptıracaksın!
Bu ilişkiye yeni enerji girişini sağlayacağı gibi seni kaybetme korkusundan uzak tutar.
Sen kim olduğunu unutmamak zorundasın.
10. Dikkat edeceksin!
En önemli kural:
En önemli şey ilişkiniz değil, sakın öyle zannetme.
En önemli şey, o ve sensin; ayrı ayrı.
İkiniz de birer insansınız; bu, sınırsız olanak ve ihtimal demek.
Yani esasında gerekiyorsa, seni tüketiyorsa ilişkiyi de boş vereceksin!
Onu işte bu kadar seveceksin... 
 

ELHAMDULILLAH

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

“İnsanların yola gelmesi senin üzerine borç değil; ancak sana düşen hidayete davettir.

Şu kadar vardır ki Allah, dilediğini yola getirir.

Malınızdan hayır adına ne harcarsanız hep kendi menfaatiniz içindir.

Zaten siz müminler, ancak Allah rızasını gözeterek verirsiniz.

Böylece hayra dair her ne verirseniz onun sevabı tam olarak size ödenir.

Hakkınız yenmez ve size zulüm edilmez.”

2-El Bakara-272

 

 
2/8/2009

Gaye Tek

Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma
Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol
Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol

Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol
Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol
İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol
Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol
Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol
Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol
Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek Hulûsî nin dili ol
Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî
1/29/2009

Canım Yanıyor

Canım Yanıyor,
Kalsaydın diye söyleyemediklerim,
Gittikten sonra yüreğime ağır geliyor,
Zihnim "Bitsin"  kelimesini bilmek istemiyor,
Yaşarken sökülen yüreğim  acıyla haykırıyor,
Biz olalım, bitmesin ve her gün yeniden başlasın diye
Özlerken seni, ellerim ellerini arıyor,
Şimdi ise ardından seslendiklerim,
Acı kahvemi yudumlarken boğazıma takılıyor.....
 

 

1/27/2009

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
 
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
 
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...

İstanbul,
İstanbul...
 
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
 
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!
 
İstanbul,
İstanbul...
 
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
 
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
 
İstanbul,
İstanbul...
 
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
 
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
 
İstanbul,
İstanbul…
 

N.F.K.


1/25/2009

Yalnızlığı Denemek

 
gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın
A.İ.

 

7/26/2008

Değnekten At

İki çocuklu bir aile  hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra  oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,

'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der.

Baba;

'Ben de yorgunum oğlum'

der demez çocuk ağlamaya başlar.

Baba tek  kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa  zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir.

'Al oğlum, sana güzel bir at' der.

Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek kızına: 

'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir.'

Değnekten atınız hiç  eksik olmasın. :)))

 

 

7/10/2008

hEr KaLpTe YaRa VaR.....

Ne yerler var
Ne baharlar
Hayatımda hep sonbahar
Yıllar geçti
Uzak anılar
Taşıyamam
Bir sürü yalan var
Gördüğüm her kimse
Dostluktan korktular
Bildiğim her kalpte
Yara var
Ne aşka aşık
Ne başı boşum
Gülümseyen bir yüzle
Sarhoşum

MARA

balonkalp

 
11/7/2007

Başarı & Başarı

Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir.


Toplumun gözünde başarı iyi maddi gelir getiren bir kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadır.
Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı değildir.


Ralph Waldo Emerson başarıyı aşağıda şöyle tanımlıyor.

 

BAŞARI ;

Sık sık gülmek ve çok sevmektir;
Akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır;

Dürüst eleştirmenlerin onayını almak; sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır;

Güzeli sevmektir.
Herkesteki en iyiyi bulmaktır;

Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir;

Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe,  ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır;
Gönlünce eğlenmek ve gülmek;

Kendinden geçerek şarkı söylemektir;
Tek bir kişi bile olsa,  birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.


        İşte bu BAŞARILI olmaktır.

 

 ANTARTICA 2

 

 
10/11/2007

En Güvenilir Yerin Yüreğin...

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma..
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de..
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal
“en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma….
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü.
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
vahiy haritan,
nebi kılavuzun,
akıl pusulan,
iman sermayen,
amel azığın,
sevgi yakıtın,
ahlâk karakterin,
edep aksesuarın,
merhamet sıfatın,
şeref ve izzet adın olsun. doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tevbe özeleştiridir.
her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.
“haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir...”
HC
10/6/2007

İşte Mutluluk...

Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan,

Bir çok arkadaşın var demektir.

 

Faturalarını ödeyebiliyorsan,

Bir işin var demektir.

 

Pantolonun biraz sıkıyorsa,

Aç kalmıyorsun demektir.

 

Gölgen seni izliyorsa,

Güneş ışığını görüyorsun demektir.

 

Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan,

Yürüyebiliyorsun demektir.

 

Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan,

Konuşma özgürlüğün var demektir.

 

Yanındaki adamın sesinden rahatsız oluyorsan,

Duyuyorsun demektir.

 

Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa,

Bir evde yaşıyorsun demektir.

 

Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa,

Isınıyorsun demektir.

 

Yığınla yıkanacak ve ütülenecek çamaşırların varsa,

Yığınla giyeceğin var demektir.

 

Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa,

Yaşıyorsun demektir.

 

Aksamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa,

O gün üretici olmuşsun demektir.

 

VE

 

TÜM BUNLARIN FARKINA VARABİLİYORSAN

MUTLUSUN DEMEKTİR…

 

MUTLULUK…

 

Sorunsuz bir yaşam değil,

Onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.

:)))

7/10/2007

Karışmasın Kimseler...

Ah, dayan
Bırak yollar girsin aramıza
Söz sana başka bir ten giremez koynuma
Geçer zaman
Durmaz, akar kör kuyuya
Ben beklerim
Yenik düşmem ucuz oyunlara

Dayan..üzülme
Sen meleğim
Hiç durmadan ağlardın, niye
Gitme demedim
Bağlanmaktan korkarsın diye
Can yeleğim
Karışmasın kimseler bize

Gör beni
Körelmesin kalbin uzaklarda
Hiç düşünme
Mühür vurdum dudaklarıma

Dayan..üzülme
Sen meleğim
Hiç durmadan ağlardın, niye
Gitme demedim
Bağlanmaktan korkarsın diye
Can yeleğim
Karışmasın kimseler bize

Karışmasın, konuşmasın
Dokunmasın kimseler bize
Gel artık, vakit geldi
Canıma yetti, özledim çok...
gRiPiN
6/13/2007

You'e Beautiful

My life is brilliant.
My love is pure.
I saw an angel.
Of that I'm sure.
She smiled at me on the subway.
She was with another man.
But I won't lose no sleep on that,
'Cause I've got a plan.

You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
I saw your face in a crowded place,
And I don't know what to do,
'Cause I'll never be with you.

Yeah, she caught my eye,
As we walked on by.
She could see from my face that I was,
Fucking high,
And I don't think that I'll see her again,
But we shared a moment that will last till the end.

You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
I saw your face in a crowded place,
And I don't know what to do,
'Cause I'll never be with you.
You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
There must be an angel with a smile on her face,
When she thought up that I should be with you.
But it's time to face the truth,
I will never be with you.

JB

6/12/2007

Söylemeye Zamanı Olmayanlara...

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım...

''Sana ihtiyacım var, gel!'' diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana ''git'' dediğimde anladım...

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek.
"Git" dediklerinde, gittiğimde anladım...

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım...

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş.
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.

Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.

Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş.

Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

CAN YÜCEL

1/27/2007

Otuz Yıl

Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum;

 
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...
 
NFK
1/16/2007

Sevgilerde...

Sevgileri  yarınlara bıraktınız, 
Çekingen tutuk saygılı
Bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı;
Bitmeyen işler yüzünden 
( Siz böyle olsun istemezdiniz )
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz 
Çirkindi dar vakitte bir sevgiyi söylemek
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği,
 aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı
Gecelerde ve yalnız 
Vermeye az buldunuz yahut
Vakit olmadı...

B.N

11/29/2006

Vefa Nedir ?

TDK sözlüğünde veciz bir şekilde ifade edildiği gibi bir “sevgiyi sürdürme ve sevgi bağlılığı” mıdır gerçekten?

Yoksa uzaklardaki sevgilisinden boş yere telefon bekleyen sevgilinin, sıkıntıdan kızaran kulaklarında yankılanan karşılığı olmayan bir boş beklenti midir?

Türkiye’nin kaderini on yıllarca etkileyen politikacının en son gençliğinde gittiği köye, tekrar yolu düşünce kendisini karşılayan muhtara “senin oğlan nasıl, iyileşti mi astımı?” diye sormasıdır belki de...

İki insan arasındaki ilişkinin, hayatın imbiğinden süzüle süzüle vardığı son bir incelik, her tür menfaatin silindiği bir dostluk zirvesi midir?

Bir bozanın genzimize akışı gibi yoğun ve yumuşak bir gönül dokunuşu mudur vefa? Uzaklardaki yakınını arada bir de olsa arayıp sormak mıdır? Ona şu dünyada hâlâ önemli ve değerli olduğunu hissettirmek midir?

Yoksa Vezneciler’le Unkapanı arasındaki Haliç manzaralı o yoksul evlerin yıkılmamak için yıllarca sırt sırta verişindeki o insan güzelliği midir?

Nedir?
 


Malumunuz Paul Simon ve Art Garfunkel, yıllarca beraber müzik yapmış, şarkıları tüm dünyada hâlâ sevilen bir ikilidir. Yolları ayrıldıktan sonra Paul, başarıdan başarıya koşarak sanatına devam eder, her ne kadar melek sesli olsa da iş besteciliğe gelince onun yanında biraz zayıf kalan Art ise bir iki vasat denemeden sonra kabuğuna çekilir. Bu ayrılık, zaman zaman bir araya gelip küçük televizyon skeçlerinde oynamalarına engel olmaz ama.

Bunlardan birinde, Paul karısıyla sinema bileti kuyruğunda beklemektedir. Önceki seanstan çıkan genç bir çift, sevinç çığlıkları atarak gelir yanına. “Sizi Central Park konserinde seyretmiştik” derler, heyecandan kekeleyerek: “Muhteşemdiniz!”

Paul,“sizi hatırlıyorum” der gülümseyerek: “Nehir tarafındaki soldan dördüncü ağacın altında oturan çiftsiniz. Hatta kareli bir battaniye sermiştiniz yere. Konser boyunca öpüşüp durmuştunuz. Çok şeker görünüyordunuz sahneden.”

Hayranı oldukları müzisyenin elli bin kişinin seyrettiği bir konserden kendilerini hatırlaması karşısında şaşkına dönen genç çift mutlulukla sarılır sanatçının boynuna: “Ah Paul, ne kadar vefalısın! Ne kadar harikasın! Ne olur hep böyle kal!”

O sırada sinemanın kapısı bir kez daha açılır ve neredeyse yirmi yıl beraber müzik yapmış olduğu Art Garfunkel çıkar dışarı. “Hey Paul!” der gülerek: “Ne güzel tesadüf. Filmi şimdi gördüm, bence harika!”

“Birine mi benzettiniz?” der Paul.

“Şaka mı yapıyorsun?” der Art, şaşırarak: “Benim, Art... Arkadaşın...”

“Kusura bakmayın beyefendi” der Paul, ifadesiz bakışlarla: “Çıkartamadım...”

Fonda yükselen kahkaha efektlerine keyifle ayak uydururken, Cemal Süreya’nın günlüğüne yazmış olduğu bir sözü hatırlamadan edemeyiz o an:

“İnsan en çok kendi hatalarına tanık olanları affetmez.”

 


Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.

Gece gibi ol ayıpları örtmekte.

Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.

Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.

Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...

                                                                          Mevlana

 

11/25/2006

Ne Pişmanlık Ne de İsyan, Derinden Bir 'KEŞKE' dir İnsan...

"Keşke"lerden korkarım...
Çünkü bir yanıyla insanı suyun dibine çeken ayağına bağlanmış koca bir kaya parçası gibidirler...
Her "Keşke söyle olsaydı Keşke böyle yapsaydım" deyişinde biraz daha batarsın.
Her "Keşke" deyişinde gücün biraz daha tükenir, gelecek biraz daha uzaklaşır, geçmiş daha da sıkı yakana yapışır...

"Keşke"lerden korkarım...
Çünkü bir yanlarıyla da yalandırlar, söyleyeni kendine inandıran en havalı yalanlardandırlar...
"Keşke affedebilseydim seni" dersin söz gelimi... Ama affet o zaman, şimdi affet! Ne duruyorsun! İstiyorsan affedersin, keşkesi var mı?
"Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler" dersin söz gelimi... Ama niye topu taça atıyorsun, neden kendi kararlarını yok saymaya çalışıyorsun, keşkesi var mı bunun?

Yalnız bir dakika...
Karıştırmayalım. Pişmanlık ap açık ve insanca bir histir. Hele sessiz pişmanlıklar vardır; Boynu bükük, gözleri buğulu ve soylu pişmanlıklar vardır ki, yakışır insana. Ve elbette güzel "keşke"ler de vardır! Zaman tam en güzel yerinden yakalamışken bizi, birden bire
içimizden fışkıran özleme ayak uydurup "Keşke burada olsaydı" diye yazıklanmak mesela, böyledir.

Benim itici bulduğum "Keşke"lerse ruh gastritleri, vesvese illetleri ve kaderle didişmekten yorulmayan hırsların mızıldanmalarıdır.
Keşke defterimizden silebilseydik bu "Keşke" leri...
Hele o hep bir şeyleri kaçıracakmış korkusuyla yaşayıp sonunda yinede hep "Kaçırdığın" duygusuyla hesaplaşmanın güçlüğü! Ne zordur! Nasılda hırpalayıcıdır!..
Hep geleceği planlayıp, hep geleceği arzulayıp "Bugün"ü elinden kaçırmışsındır. Hayallerin "Aşk" ının peşinde koşturup bir gün bile sevinemeden yaşamışsındır. Ya da kof kahkahaların sarhoşluğuna kanıp hem aşkı hem de tanrının güzelim kıvılcımı sevinci ıskalamışsındır... Ne tam sevebilmişsindir. Ne de kendini sevince kaptırıp koyverebilmişsindir. Hata yapmaktan ölesiye çekindiğin için başarılara teğet geçmişsindir... Sonradan yıkılırım diye çok korktuğun için daha ilk baştan her şeyi yıkıp dökmüşsündür... Duygularına teslim olup "sürünmek"ten ölesiye korktuğun için baston gibi yürümeyi seçmişsindir. Gündüzü, o güzelim aydınlığının değerini bildiğin için değil geceden bir çocuk gibi sevmişsindir... Ve geceyi "karanlığında" kaybolmak için değil, ağlaklıklarına meze yapmak için sevmişsindir. Sonunda ne gece kalmıştır, ne gündüz. Vakti ve ışığı belirsiz ve tükenmek bilmeyen bir hayat koşuşturmamasında başka bir şey yoktur artık elinde... Ne okuduğun kitapların dipnotlarına bakmışsındır uzun uzun, ne de saksıdaki çiçeklerin toprağına... Sevgilinin göz bebeklerine de sevdiğin şehre de uzun uzun sadece birkez, o da veda ederken bakmışsındır. Ne kadar berrak bir çağrıdır orada gördüklerin ve fakat... Ne kadar geçtir!

Bu durumda hangi "Keşke" fayda eder?

H.B. 

5/27/06

10/25/2006

gerek

Ayrılık bir yerde ne güzeldir...
Bu denlimi güzel olur ve bu denlimi lezzet verir?
Kısa bir sürede olsa kavuşmuşluğun izlerini taşırken.
 
Hiç ayrılmadığımın farkına varıyorum;
Sana hiç ulaşmadığım ,
          hiç kavuşmadığım,
            hiç dokunmadığım halde anlıyorum,
 
Anlıyorum ki seni sensiz yaşamak gerek;
Seni yoklukta hissetmek,
         gözyaşı ile dilemek,
            tebessüm ile özlemek,
              ve
                uzaktan sevebilmek.
 
Belki de bu olsa gerek;
Hayatın güzellikleri ile yetinmek
Seni sensizlikte değer verebilmek
Güzel olana senin olmadan güzel demek...
10/23/2006

Hayata d@ir

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,
soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Bas dondurucu bir hızla geçiyorsa birbirinin ayni günler,
Her aksam ayni can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki;
örneğin, bir araba yerine otobüsle eve gitmeli,

otobüsten; yürümeli eve kadar,
yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
İlla büyük  acılar çekmemeli,
küçük mutlulukları fark etmek için!

Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli !
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yasamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için;
Kaçırmamalı!

Ne, herkesi düşünmekten kendini,
Ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı..
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatin;
hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda degil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
Hafızası olmalı insanin; hiç değilse, ayni hataları,
ayni bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki,
hakkini verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama  herkesi sevemeyeceğini de,
her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı  her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!

10/4/2006

Iskalananlar

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"...
Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar...
Buna benzer bir odada; şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size Sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten
ya da
Hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm Kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
 
 
Müşfik KENTER
9/22/2006

İnsan değilde ağaç olsam...

İnsan değilde ağaç olsam,
Dallarımın arasından rüzgarlar esse,
yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa!!
Mevsimleri yaşasam
Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam
Kuşlar konsa dallarıma yuva bile yapsalar
Böcekler karıncalar yollansalar içime...
Çürütseler aralarımı
Ballarım sakızlarım olsa
Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa
Ben bunları hiç bilmesem sadece ağaç olsam....
 
Erkan Oğur
9/13/2006

uyumak istiyorum...

 
İki yıldız arası göğe asılı hamak...
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.

Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı.
 
İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiz ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.
Usandım boş yere hep gitmelerden, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!
 
Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.
Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış peygamberden bildiri.
 
Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!
Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...
NFK
 
Photo 1 of 10

Horoscopes

Loading...